
Bir kriz, iki ihtimal
Sevgili okurlar, son iki aydır nereye gitsek aynı soruyu duyuyoruz: "Fondaki param ne olacak?" Kahvede, iş yerinde, aile sofrasında... Fon krizi artık yalnızca borsacıların değil, emekli ikramiyesini, çocuğunun okul parasını ya da birikimini "güvenli" diye bir yatırım fonuna koymuş yüz binlerce vatandaşın gündemi.
Rakamlar ortada. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül'de yedi portföy şirketinin fonlarını TEFAS'ta işleme kapattı ve 131 fonun tasfiyesine karar verdi. SPK'nın kayıtlarına göre bu fonlarda 455 bini aşkın yatırımcı var. Fonların büyüklüğü ise 800 milyar lirayı geçiyor.
Bu yazıda size iki şey anlatmak istiyorum. Birincisi, yaşadığımız tabloyu hafife almadan, "ya bu iş birkaç ay daha fark edilmeseydi?" sorusunun cevabı. İkincisi de bu krizin bize ne ihmaller gösterdiği ve buna rağmen neden umudumuzu kaybetmememiz gerektiği.
Yangın ormana sıçramadan
Önce takvime bakalım. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı hisselerdeki ve fon işlemlerindeki olağandışı fiyat hareketleri üzerine 19 Ağustos'ta soruşturma başlattı. SPK, 28 Ağustos'ta fonlar için yeni bir rehber yayımlayarak "finansal temellerle açıklanamayan fiyat hareketlerine" dikkat çekti. Eylül ortasında bazı fonlar yatırımcıya ödeme yapamaz hale gelince de birkaç gün içinde 131 fon işleme kapatıldı ve tasfiye süreci başlatıldı.
Bu hız önemli. Çünkü finansal krizlerde asıl tehlike, sorunun ilk ortaya çıktığı yerde kalmamasıdır. Bir fonun ödeme yapamadığı duyulur, panikleyen yatırımcı diğer fonlardan da parasını çekmeye koşar, sağlam fonlar bile satış baskısıyla zarar görür. Ekonomistlerin "bulaşıcılık" dediği bu zincir, küçük bir kıvılcımı orman yangınına çevirebilir.
Sorunlu fonların işleme kapatılması, yargının devreye girmesi, şüphelilerin yurt dışına para transferlerinin izlenmesi ve bazı varlıkların dondurulması, bu yangının bir bölgede sınırlandırılmasını sağladı. Kriz, tüm fon sistemine ve bankacılık sektörüne yayılmadan kontrol altına alınmaya çalışıldı.
Ya geç kalınsaydı?
Şimdi bir an düşünelim: Bu tablo altı ay, bir yıl daha fark edilmeseydi ne olurdu?
Önce şu rakama bakalım. Bu 131 fonun büyüklüğü Kasım 2025'te yaklaşık 297 milyar lirayı bulurken, Eylül 2026'da 800 milyar lirayı aşmıştı. Yani bir yıldan kısa sürede neredeyse üçe katlandı. Bazı fonların ve içerdikleri şirketlerin değeri, gerçek performanslarının çok üzerine şişirilmişti. Bu hızla devam etseydi, balon belki birkaç ay içinde trilyonlarca liralık bir büyüklüğe ulaşacak, içine çektiği vatandaş sayısı da milyonlara çıkacaktı.
Balon ne kadar büyürse, patladığında verdiği zarar o kadar ağır olur. Geç fark edilen bir krizde muhtemelen şunları yaşardık:
- Zincirleme çöküş: Sorunlu fonların çok daha fazla hisse ve tahvil tuttığu bir noktada çöküş, borsanın geneline yayılabilirdi.
- Bankacılığa sıçrama: Fonların büyük bölümü banka ve aracı kurum platformları üzerinden satıldığı için güven bunalımı mevduata ve kredi piyasasına taşabilirdi.
- Reel ekonomiye darbe: Hisseleri şişirilen şirketlerde çalışanlar, tedarikçiler ve kredi veren kurumlar zincirleme zarar görebilirdi.
- Yurt dışına kaçan para: Soruşturmada ortaya çıkan yurt dışı transfer iddiaları göz önüne alınırsa, zaman geçtikçe geri alınabilecek varlık da azalırdı.
- Güven kaybı: En ağır maliyet belki de buydu. Vatandaşın sermaye piyasalarına olan güveni yıllarca toparlanamazdı.
Yani bugün yaşanan acı gerçek, ama geç kalınan bir senaryoda çok daha derin ve kalıcı bir ekonomik krizle karşı karşıya kalabilirdik.
İhmalleri görmezden gelemeyiz
Bunları söylerken her şeyin kusursuz yürüdüğünü iddia edecek değilim. Okurlarıma karşı dürüst olmak zorundayım: Bu krizde ihmaller var ve bunların hesabı sorulmalı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kasım 2025'te bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığının bilindiğini açıklamıştı. Bu açıklamadan sonra fonların büyümeye devam etmesine izin verilmesi, cevabı verilmesi gereken bir soru. Uzmanlar da benzer noktalara dikkat çekiyor: Fonların TEFAS'a kabulünde niteliksel bir değerlendirme ya da likidite testi yapılmaması, yıllarca halka kapalı kalıp birden halka açılan fonların yakından izlenmemesi gibi. Riskler piyasada iki üç yıldır konuşuluyordu.
"SPK onaylı" ibaresini gören vatandaş, bunu bir güvence olarak algıladı. Oysa bu onay, fonun kalitesine dair bir garanti değildi. Denetimdeki bu boşlukları kabul etmek, zayıflık değil; aynı hatanın tekrarlanmamasının ilk adımı.
Büyük devlet, güçlü sistemler
Peki şimdi ne olacak? İşte burada umudumu koruyorum. Çünkü Türkiye, krizler karşısında kurumlarıyla ayakta kalmayı defalarca başarmış büyük bir devlet. 2001 krizinden sonra yeniden yapılandırılan bankacılık sistemimiz, bugün bu sarsıntıyı kendi içinde kalarak atlatabiliyorsa, bunun arkasında o dönemde kurulan denetim ve güvence mekanizmaları var.
Bu krizde de devletin farklı kurumları aynı masada buluştu. SPK, Başsavcılık, Merkez Bankası ve TMSF koordineli çalışıyor. Bir Fon Koordinasyon Kurulu oluşturuldu ve düzenli olarak toplanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da 28 Eylül'de, manipülasyonla vatandaşa zarar verenlerin karşısında devletin durduğunu açıklıkla ifade etti.
Somut adımlar da atıldı:
- Ödemeler başladı: 22 Ekim itibarıyla 55 bini aşkın hesaba yaklaşık 49,7 milyar lira nakit ve ayni ödeme yapıldı. 131 fonun 84'ünde tasfiye tamamlandı.
- Ara ödeme imkânı: SPK, yatırımcı başına her fondan 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasını karara bağladı; öncelik sayıca en kalabalık yatırımcı kitlesine sahip para piyasası fonlarına verildi.
- Varlıklar güvence altında: Şüphelilerin varlıklarına el konuldu, bazı transferler engellendi. Geri alınan paralar TMSF'de ayrı hesaplarda tutuluyor.
- Yeni yasal düzenleme: TBMM, 22 Ekim'de konuya ilişkin yeni bir kanunu kabul etti. Nitelikli yatırımcı eşikleri de yükseltilerek riskli ürünlerin küçük yatırımcıya ulaşması zorlaştırıldı.
Burada gerçekçi olmalıyız. Yetkililer, ödemelerin kamu kaynaklarından değil, fonların kendi varlıklarından ve geri alınan paralardan yapılacağını açıkladı. Bu yüzden herkesin parasının tamamını geri alacağını bugünden söylemek doğru olmaz. Ama kurumların işlediği, sürecin kayıt altında yürüdüğü ve sorumluların yargı önüne çıkarıldığı bir düzende mağduriyetin en aza indirileceğine inanıyorum.
Son söz: Ders çıkaran devlet
Sevgili okurlar, krizler her ülkede yaşanır. Amerika 2008'de, Avrupa 2010'larda benzer sarsıntılar yaşadı. Büyük devletleri ayıran, kriz yaşamamaları değil; kriz anında nasıl davrandıkları ve sonrasında ne kadar ders çıkardıklarıdır.
Bu kriz bize iki şey öğretti. Birincisi, denetimdeki boşlukların bedeli ağır olur ve bu boşluklar kalıcı olarak kapatılmalı. İkincisi, vatandaş olarak biz de "yüksek getiri" vaadine kapılmadan, yatırım yaptığımız ürünü tanımalıyız.
Parası fonda kalan her okurumun endişesini anlıyorum. Panikle değil, resmi kanallardan gelen bilgiyle hareket edin; SPK ve aracı kurumunuzun duyurularını takip edin. Timer Haber olarak biz de süreci yakından izlemeye, her gelişmeyi size aktarmaya devam edeceğiz.
